Yüz görümlüğüm

30 Temmuz 2013 Salı

güvercinka'nın direniş'e uyarlanmış hali: direncinka


böylece bir kere daha meydanlardayız  sayılı yerlerinden
en uzun direnişin bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
taksim'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
birden nasıl oluyor sen direniyorsun
ama nasıl oluyor sen direnir direnmez
gaz yemek bir kere daha yürürlüğe giriyor
bütün sokak aralarında
türkiye dahil
 
molotof yapmayı iyi biliyorsun eksik olma
tazyikli su yemeyi bildiğin kadar
sayın tanrıya kalırsa seninle direnmek günah, daha neler!
boşunaymış gibi bunca yaşarması gözlerinin
ben böyle canlı direniş görmedim ömrümde
her sokağının içinde ayrı bir toma geziyor
bütün sokaklar için
türkiye dahil
 
senin bir taş atman var beni asıl saran o
onunla daha bir değere biniyor direnmek
sabahları gaz yediği için haklı
gününü direnip kurtardı diye güzel
birçok gaz çeşitleri gibi güzel
en tanınmış biberlerle yapılan
bütün sokak aralarında
türkiye dahil
 
birlikte barikatlar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
masken diyorum maskeni benim kadar kimse değerlendiremez
bir taş daha atsak sanki her şey düzelecek
iki taş daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
bütün sokak aralarında
türkiye dahil
 
burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
padişah gibi cesaretti o, alımlı değme marcos'ta yok
aklıma taş atışların geliyor
çiçek pasajında akşamüstleri
asıl direniş ondan sonra başlıyor
bütün sokak aralarında
türkiye hariç değil

1 Nisan 2012 Pazar

bir özgürlük şarkısı - william blake

1. inledi ölümsüz dişi! tüm yeryüzünden duyuldu iniltisi:
2. ingiltere'nin kıyıları hasta, sessiz; amerika çayırları solgun!
3. kehanetin gölgeleri, göller ve ırmaklarla birlikte ürperiyor ve okyanusun karşı kıyısına dönmüş mırıldanıyor: fransa yerle bir et zindanını!
4. altın ispanya, parçala yaşlı roma'nın barikatlarını,
5. fırlat anahtarlarını ey roma, aşağıya, derinlere doğru, aşağıya, hatta taa sonsuza,
6. ve ağla!
7. titreyen avuçlarına aldı, yeni doğan ve uluyan dehşeti,
8. atlantik denizinin engellediği bitimsiz ışık dağları üzerinde, yeni doğmuş ateş, durdu yıldızlı kralın önünde,
9. gri karlarla ve gümbürdeyen çehrelerle kaplandı yamaçlar, derinlerde dalgalandı kıskanç kanatlar,
10. kargıya benzeyen el yandı, çözüldü kalkanın tokası, kıskançlığın eli tutuşan saçların arasına daldı ve yeni donmuş tansığı, yıldızlı geceye doğru savurup attı.
11. ateş, düşüyor ateş!
12. kaldır kafanı! kaldır bak! ey londralı, çoğalt teveccühünü. ey yahudi, bırak altın saymayı; dön yağına ve şarabına geri. ey afrikalı! kara afrikalı! (git kanatlı düşünce, genişlet onun alnını)
13. ateşli kollar, alev alev yanan saçlar, batı denizinde sönen güneş gibi dumanlı.
14. ebedi uykusundan uyanmış, ağartılı öğe, kükreyerek uzaklaştı.
15. boşu boşuna çırparak kanatlarını, koşturdu aşağıya kıskanç kral; dümenler ve kalkanlar, savaş arabaları ve atlar, filler, sancaklar, kaleler, mancınıklar ve kayalar arasında, benzi atmış danışmanlar, gümbürdeyen savaşçılar, iki büklüm muharipler,
16. düşüyor, saldırıyor, mahvoluyorlar! urthona'nın inlerinde, yıkıntılar arasında gömülü,
17. bütün gece harabelerin altında, derken, sessiz fakat öfkeli alevleri soldu, ümitsiz kralın etrafında beliren.
18. gök gürlemesi ve ateşle birlikte, ıssızlığa doğru sürüyor yıldızlı ordularını ve koyu kederin diplerine çevirirken ışık saçan gözkapaklarını, on emrini duyuruyor,
19. sabah onun altın göğsünü kuş tüyleriyle süslerken, ateşten oğul, doğu bulutundaydı,
20. nefretle reddederken ilençle yazılmış bulutları, taştan yasayı toz haline getirmek için tepiniyor, haykırıyor, gecenin inlerinden salmış, sonsuz atları:

yok artık imparatorluk! ve şimdi, aslan ve kurt yitip gidecek.

24 Mart 2012 Cumartesi

yedikçe - sabahattin kudret aksal

ölüleri yedikçe büyüyoruz biz yedikçe yedikçe yedikçe
mısır'ı, elâm'ı, kalde'yi
fenike'yi, yunan'ı, roma'yı yedikçe
eski bir gökyüzünü
çiğ mavisi denizlerini ilk basmaların
bir kuşu isa'dan önce
bir ağacı isa'dan sonra
büyüyoruz güçleniyoruz sonra yozlaşıyoruz
gene büyüyoruz güçleniyoruz gene daha başka şeyleri -yedikçe

homeros'u yedikçe
thales'i yedikçe
sokrates'i sonra
ovidius'u yedikçe 
ortaçağ ezgilerini o düşsül o soğuk o dar o kapalı
o donuk aydınlığında sokakların
ormanlarını hindistan'ın 
ormanların nemini
yanık duygusunu afrika'nın
yüzyıl savaşlarını
savaş aralarını, barışları
ayaklanmaları, karşı ayaklanmaları
bitmek bilmeyen göçleri yerleşmeleri dağılmaları toplanmaları
bir sökülüp bir kurulan sonra gene sökülen gene kurulan çadırları

gözyaşlarını sevincin
gözyaşlarını acının
düşünü bir genç adamın yalınayak
bir genç kadının yalınayak
tüm masalsı erkekleri masalsı kadınları tüm
kocaman duvarlarını tapınakların şatoların burçların
yedikçe sarmaşıkların ürediği az ışıklı
bir güzel yüzlü
bütün güzel yüzlerini betiklerin
bütün güzel seslerini yontuların
tekliği çokluğu
akları karaları mavileri turuncuları kırmızıları morları
haziranları temmuzları ağustosları, ağustos sonralarını
ekim sonralarını kasım sonralarını
güneşlerini, güneş kalıntılarını
don kişot'u, gargantua'yı, mona lisa'yı
sonra daha başka şeyleri daha başka şeyleri daha başka şeyleri

yedikçe bir kadının o çok güzel ağzını
ürünlerini, yeraltının bakır
ürünlerini, gökyüzünün bulut
bir türküyü
bir resmi
ilk basımevini bulanı
döndüğünü söyleyenin dünyanın
sonra yeniden doğuş çağını
yeniden doğuş sonrasını yedikçe
ilk gemiyi yüzdüreni, büyük sularda gemileri
uçakları havalandıranları, gökdelenleri
iş sözleşmelerini, iş bırakımlarını
yıkımları onarımları
çocuksul yüzlerini milyonların
mavisini picasso'nun
bugünü yedikçe
o çok eski o çok yeni dengeyi
o çok eski o çok yeni aydınlığı
o çok eski o çok yeni karşıtlığı
uyumları bütün

büyüyoruz, yarın bizi yiyeceklere


1 Aralık 2011 Perşembe

- Tuşların Tıkırtısı: Ben küçükken.

- Tuşların Tıkırtısı: Ben küçükken.: ◦ Ben küçükken arabayla giderken yoldaki tabelaları okumayı çok severdim. Hep okurdum. (Hala okurum aslında.) ◦ Ben küçükke...

22 Temmuz 2011 Cuma

Tam da şimdi, şu an da ihtiyacım olan!

Hazır Edip de öyle demişken; 


Yeryüzü cennet olsun!

Siya Siyabend'im geldi

Tenha kerhane

Boş

Boş.
Evet, boşladım, farkındayım. Çok şey var yapılacak gibi, ama yapıl-a-mayan.
Biraz daha bekleyebilirler diye düşünmekteyim.
Yanlışsam, yanılmışsam,
Ki
Bu pek de dişime dokunmuyor.
Yine de devam ediyorum aylaklığa.


Not: Ama diş etim düzenli aralıklarla kanamakta.

19 Mayıs 2011 Perşembe

Pearl Jam-Last Kiss

Günün şarkısı, ya da birkaç günün mü desem? Bilemedim. 
Dinleyelim ama kimselere dinletmeyelim.


Cİgarette

Beni yalnız bırakan insanlığa ithafen...


Kirlenmiş hisleri ağzı yüzü büğrülene dek çitileyerek yıkayıp sonra da çamaşır misali ipe asıp da kurumalarını izlemek istemekten çıldırmak üzereymişim gibi geliyor bana.


Bu kadar mı boş olur bi insan yahu! Yoo, hayır hayır bu seferki lafım yalnız kendime.


Birşeylerle uğraşmayınca, sokaklarda sürtmeyince kendimi boşa yaşıyormuş gibi hissediyorum.
Yerimde durmak bana yaramıyor, bunu an itibariyle anlamış bulunmaktayım.


Öğlene kadar uyumuş sonra zar zor uyanıp birşeyler yiyerek kendimi dvd'lere gömmüşüm, delice bi düşünmeme uğraşı bulmak için. Thelma&Louise adlı bi film izledim, evet oyaladı beni kendini sevdirerekten.


Sonra hiç ara vermeden -çünkü biliyorum ki en kısa bi boşlukta tekrar başlayacağım saçmalamaya- 2.filme geçtim; Douches Froides diye. Filmi o kadar sevdim ki dvd takılıp durdu. Sövdüm bıraktım.


Hadi biraz da -sözde istediğim dramaturji bölümü için aldığım- Dünya Tiyatro Tarihi adlı kitaba göz atayım dedim ama gözlerimi sabitleyemedim. Yazık.


Attım kendimi balkona. Bi cigara belki iyi gelir diye. O da midemi bulandırmaz mı! Ne boktan birgün bu böyle Yüce Tanrınız! İstanbul'u bile dinleyemedim sinirden.


Bunların hepsi benim yüzümden. Kendimi bugün dört duvarın arasına hapsettiğim için hiç affetmeyeceğim. Kendimi hapsettiğim tüm günleri lanetliyorum. Kendimi lanetliyorum, sizleri kutsuyorum biricik insanlar.


Siz özelsiniz, siz değerlisiniz, siz yeganesiniz, siz yalnızsınız. Beni yalnız bıraktığınız için yalnızsınız.
İşiniz gücünüz yolunuzda gitmeyecek, kazalar geçirip öleceksiniz, iflas edeceksiniz, büyük büyük acılar çekeceksiniz. Bensizlikten kafayı yiyeceksiniz. Duvarlar üstünüze üstünüze gelecek, sessizlikten korkar olacaksınız. Beni yalnız bıraktığınıza bin pişman olup, kulaklarınızdan kan gelene kadar beyniniz size ismimi fısıldayacak. Beter olacaksınız. İflah olamayacaksınız!


Şimdi ise zaman benim zamanım! Sigaramın vakti. Bulaş istediğin yere ulu dumanım!





16 Mayıs 2011 Pazartesi

Araçsal akıl mı?

Kelimelerin yetmediği yerde başlarmış suskunluklar.
Bugünlerde çok mu susuyorum ne!
En çok mutlu sanıldığım zamanlar -o'ysaki- bunlar.
Kusmam gereken zamanlar,
Boşalmam gereken
Titremem gereken
Gereken hiçbir şey olmadığı gibi bunlar da olmuyor.

Olmuyor.

Ol, diyorum!

Olmuyor.

Beynim diktelere kalkan oluşturmuş kendince.
Kalp dediğimiz -attığını bile hiç hissetmediğim- organım taşlaşmış.

Zamanı durdurmak istiyorum, yavaş yavaş geriye gitmek -takılıp düşme ihtimalini göze alarak-
Geri sar, geri sar!

'Düş'üyorum o halde varım' deyip, gülüyor ve bir sigara yakıp demleniyorum.

Kendime acı çektirmeyi seviyorum sanki.

Bat dünya bat!

17 Nisan 2011 Pazar

Başlıksız başlık.

Ölüyorum Allen. Ölüyorum.
Seni hatırladım bugün, çocukluğumu; ölü taklidi yapmalarımı.
Gizlice, kendimce çok iyi yaptığımı sanarak.
Yatağımın içinde kıpırtısız duruşlarımı hatırlıyorum.
Şimdide mi rol yapıyorum Allen?
Hala bi şarlo tragedya oyuncusu muyum?
Dev kadromda tek kişiyim, mi?


Özlüyorum Allen. Özlüyorum.
Neyi özlediğimi bilmeyerekten.
'Daha uzaklara.' diye yüreğinin derinliklerinin
                                                      engebeli tenine
                                                           geçirdiği harfcikleri
                                                                Duyumsuyorum.


Seviyorum Allen. Seviyorum.
Benden uzakta olan herşeyi istiyorum.

2 Nisan 2011 Cumartesi

Bazen de bi tını alır benliğini ve uzay boşluğuna fırlatır.

                                                                     
'None but ourselves can free our minds.'

Konuşmak yalan söylemektir. Aynı eksende Beat Kuşağı


Eklemyerlerikururgibi

Günler bi zincirin halkaları gibi her geçen milisaniyede birbirine eklenirken, paralelinde 'ben' zincirinden halkalar koparmakta.
İyi-kötü, doğru-yanlış, legal-illegal gibi kavramları yoğun olarak sorgulamakta olduğum(sadece teoride değil uygulamalı olarak da test ettiğim) şu günlerde herşey küçük bi pencereye sığdırılmış gökyüzü gibi gelmekte ban'a. 
Babam hep; 'Düşün düşün boktur işin.' derdi. Hakikaten öyleymiş baba, bokun içinden bi türlü çıkamadım. Sanmayın ki sizleri suçluyorum pek değerli insancıklar, ben sadece ve sadece kendimi suçlayabilirim.


Herşeyini kaybetmiş bi insan nedir ki?
Herşeyini kaybetmek nedir ki?
Herşey nedir?
Kaybetmek nedir?
En önemlisi de 'insan' nedir ki?


Kendimi bildim bileli, sorgulanmamış bi yaşam, yaşanmaya değmez diye düşünmüşümdür. Sanırım artık sorgulanmış bi yaşamın bile yaşanır olduğuna inancım kalmadı, hiçbir değere(!) inancım kalmadığı gibi.


İnancı kalmayan bi insanın yapamayacağı şey yok gibi dursa da yapabileceği hiçbir şey de yok gibi.
Ve her geçen gün biraz daha, -Selimleşerek, Turgutlaşarak, Esatlaşarak, Süleymanlaşarak- 'Tutunamayanlar'a dahil olmaktayım, belki de farkına bile varmadan...


Önümüze paket program gibi hazır sunulan bu yaşamı kuralları gereğince yaşamaktır belki, görevimiz. Herşey bi sisteme göre düzenlenmiştir, ekleyebileceğin ya da çıkartabileceğin hiçbir şey yoktur.
Belki de bunu kabul etmektir, mutluluk dediğimiz zımbırtı.


Beynimden geçen düşünceleri yol çizgilerine benzetiyorum; kesik kesik, kısa kısa... Hiçbirisi bi diğerini geçemiyor, hiçbirisi uzun süre yer etmiyor.
Peki bunu acaba ben mi istiyorum? Hiç sanmıyorum!


Artık öyle bi noktaya geldik ki; ne anlaşılmayı bekliyorum ne de sevilmeyi. Pek tabii karşılığında kimsenin benden kendisini sevmemi ya da anlamasını beklemesini de istemiyorum. Buradaki en büyük mesel, sadece kendimizle bile mutlu olabilmeyi başarabilmemiz sanırım.


Huzurmuş! Kendi içimizde olmayan huzuru başka yerde aramaktan büyük bi saçmalık mı var! Buna kimin hakkı var?


Kendimi rüzgarda savrulan bi karalama defterinin uçuşan yapraklarına benzetiyorum. Eskizler pek iç açıcı değil, düzensiz, parça parça...


Kendimiz denilen yaratığa bunları nasıl yapabiliyoruz? Kimim ki? Kimiz ki?


Zihnim yine Beşir Fuat'la haşır neşir. Bunu biliyordum, böyle olacağını biliyordum!


Benerci kendini öldürdü.
Benerci kendini niçin öldürdü?
Elim kalem tutmaz oldu.
Sordu, ben kendine:
-Peki bundan sanane?
-Töbeee de. Nazım boşuna mı koymuş bunu heybesine?

Bazen bişeyler yazmak çok zor gelir. Ve, güzel tınılara bırakılır, ruh.

'Well I'll be damned, here comes your ghost again' diye başlar, bi güzel yolculuk.